Gravity (2013)'e 7,5/10 puan veriyorum. IMDB'deki puanı şu anda 8,6/10, rottentomatoes'da ise eleştirmenlerin %97'si, kullanıcıların %88'i tarafından beğenilmiş görünüyor. Gravity bir tıbbi mühendis ile astronotun uzaydaki sıradan bir görevleri sırasında beklenmedik bir kaza sonucu uzay mekiğinden ayrılarak başıboş ve yapayalnız kalmalarını konu eden bir bilim-kurgu-dram filmi. Başrollerde tatlı Sandra Bullock ve bize ellili yaşları sevdiren her daim karizmatik George Clooney var. Görüntü ve ses efektlerinin başarısı sayesinde oyuncuların gerçekten uzayda olduklarının hissini veren teknik açıdan mükemmel bir film. Yönetmen Alfonso Cuaron Top 10 listeme giren "Great Expectations" (1998) ve Harry Potter serisindeki favorim üçüncü film olan "Harry Potter and the Prisoner of Azkaban" (2004) ile alışılmışın dışında, sanatsal ve çok şık filmler çıkardığını farkettiğim ve hayranlık duyduğum bir yönetmen. Bu filmde de bilim-kurgu filmlerde görmeye pek alışık olmadığımız hoş fırça darbeleriyle kendini gösteriyor. Örnek olarak Ryan Stone'un (Bullock) International Space Station (ISS)'e oksijeni bitmek üzereyken kapağı atıp, yorgun ve müteşekkür bir biçimde uzay kıyafetlerinden kurtulduğu ve ana rahmine dönüş pozisyonunda uyuyakaldığı sahnenin tam bir sanat eseri olduğunu söyleyebilirim. Bu film kesinlikle sinemada ve mümkünse 3D olarak izlenmeli, evde izlemeyi planlayanlar bence hiç izlemesin. IMDB'nin 8.7/10 puanını görüp de bu filmi Top 100'deki başka harika filmlerle (The Godfather, Shawshenk Redemption vs) kıyaslayanlara kendimce bir açıklama; bu film senaryo itibariyle kesinlikle diğer ağır top filmlerle kıyaslanmaz, izlediğinizde kulağınızı tırmalayacak bazı Hollywood klişeleri yok değil ve 8.7/10 bence de biraz fazla ama gelmiş geçmiş en iyi uzay filmi olarak tanımlanabilecek derecede başarılı ve görsellik, efektler ve oyunculuklarla bir bütün olarak görülmesi gereken bir yapıt. Ryan (Bullock'un) geçmişiyle ilgili trajik arka plan hikayesi sığ ve zorlama geliyor ama bunlar bu filmin minik dikenleri diyebiliriz. Bence hala sinemlardayken izlenmeli, iyi seyirler...
19 Ekim 2013 Cumartesi
14 Ekim 2013 Pazartesi
Blue Jasmine-Mavi Yasemin (2013)
Blue Jasmine(2013)'e 8,5/10 puan veriyorum. Woody Allen'ın çok özel bir hayranı değilim ama özellikle son zamanlarda izlediğim Midnight in Paris (2011), Barcelona Barcelona (2008), Match Point (2005) gibi karışık, bazen sapkın ama her zaman ilgi çekici konuları işlediği değerli filmlere bir yenisini eklediğini söylemeliyim. Genel olarak kendisinin oyuncu olarak karşımıza çıkmadığı filmlerini daha çok beğendiğimi de eklemeliyim. Filmde ömrünü New York'da geçirmiş olan ve eşinin (Alec Baldwin) sağladığı çok varlıklı ve ihtişamlı hayatının bir anda alt üst olmasıyla yapayalnız ve beş parasız kalan bir ev hanımı olan Jasmine'in San Francisco'da yaşayan kız kardeşine geçici olarak taşınması konu ediliyor. Maddi gücün insan ilişkilerini nasıl yönlendirebildiğini, kadın-erkek ilişkilerinin pamuk ipliğine bağlı olduğunu ve her an yön değiştirebileceğini, insanların iki yüzlülüğünün ne kadar alışılmış bir durum olduğunu ve özellikle ABD'de yaşayan insanların bir zamanlar zengin ve mutluyken bir anda nasıl sokakta yatıp kalkan "homeless"'lara dönüşebildiğini gösteren acımasız bir film. Başroldeki Cate Blanchett'e eşlik eden Alec Baldwin ve kızkardeşiyle onun sevgilisini canlandıran Sally Hawkins ve Bobby Cannavale tek kelimeyle mükemmeller. Woody Allen'ın yazarlık becerisinin yanında casting kabiliyetinin de çok yüksek olduğu bu filmde bir kez daha kanıtlanıyor. Film dram ama iç kıyan ya da karamsarlığa sürükleyen bir dram değil. Merak dolu, eğlenceli ve Allen'ın birçok filminde olduğunun aksine fazla diyaloglu ve yorucu değil. Filmin rengi ve geçmiş-şimdiki zaman arasındaki geçişleri çok güzel. Film tazeyken izlenmesini öneririm. İyi seyirler...
9 Ekim 2013 Çarşamba
About Time-Zamanda Aşk (2013)
Bence About Time (2013) 8/10 puanlık bir film. Tamamen kusursuz olduğu anlamına gelmiyor ama herşeye rağmen genelde tekrar tekrar izlemek isteyeceğim filmlere 8 puan veriyorum. Hiç kız arkadaşı olmamış olan Tim ( Domhnall Gleeson) 21 yaşına geldiğinde babası ile başbaşa yaptığı bir konuşma sonunda baba tarafından gelen ve hayatını değiştirecek bir sır öğrenir. Ailenin erkeklerinin geçmişte yaşadıkları anlara isterlerse geri gidebilerek zamanda yolculuk yaptıklarıdır bu sır. Bu yeteneğini ilk kullanacağı alan tabii ki flört becerilerini arttırmak ve bu sayede hayatının aşkını bulmak olacaktır. Filmin ilerleyen dakikalarında karşımıza çıkan Rachel McAdams'a olan büyük hayranlığımdan mıdır bilmem ama Tim'in ilk görüşte tutulduğu Mary karakterini başarıyla canlandırdığını ve bu role çok yakıştığını söylemeliyim. Gerçek hayatta da bu ikili bir ilişki yaşasa hiç şaşırmam. Notebook (2004) filminde de Ryan Gosling ile Rachel McAdams'ın harika bir ikili olmasından ve gerçek hayatta da büyük bir aşk yaşamış olmalarından böyle bir fikre kapılmış olabilirim tabii ki...
Filmin janrı bir yönüyle kesinlikle romantik-komedi ama bu filmi diğer birçok romantik komediden çok daha değerli kılan özellikleri var. Gerçekten çok büyük acıları ve mutlulukları bir arada yaşadığımız hayatın anlamı üzerine düşündürmesi ve çok hoş tavsiyelerde bulunması ve bütün bu konular üzerinde düşündürürken fazla dramatik ya da trajik yapılarla sömürü yapmaması çok hoş. Bu nedenle hem romantik-komedi, hem aile draması, hem fantastik hem de macerayı içeren çok ilginç bir karışım olduğunu vurgulamak gerekiyor.
Zamanda yolculuk temalı filmler hep hoşuma gitmiştir. Özellikle de zamanda yolculukla beraber romantizmi de içeren filmler; Groundhog Day (Bugün Aslında Dündü-1993), Back To The Future (1985, 1989, 1990), The Time Traveler's Wife (2009) gibi unutulmaz filmlere About Time ile bir yenisi eklendiğini düşünüyorum.
Daha önce Four Weddings and a Funeral (1994), Notting Hill (1999), Love Actually (2003) gibi sıcacık filmleriyle romantik-komedi severlerin gönüllerinde taht kurmuş usta yönetmen-senarist Richard Curtis; bu fimiyle hem kendini tekrarlamamış, hem çizgisini bozmamış, hem de tekrar tekrar izleme isteği yaratacak yeni bir klasik yaratmış.
Önerim bu filmi kesinlikle yalnız izlemeyin; ya sevgiliniz veya eşinizle ya da hemcinslerinizle (muhtemelen kız kıza :)) patlamış mısırlarınızı kolalarınızı kapıp sinemada görmeniz ya da korsan dvdsini bulup evde bir şişe şarap eşliğinde keyfini çıkartmanız, iyi seyirler...
14 Eylül 2013 Cumartesi
12 Eylül 2013 Perşembe
Trance-Trans (2013)
Trance (2013) filmine 8/10 puan veriyorum. Yönetmeni Danny Boyle, başrol oyuncuları James McAvoy ve Vincent Cassel olan bu sıradışı filmi kesinlikle kaçırmayın derim. Daha önce Trainspotting (1996), The Beach (2000), 28 Days Later (2002), Slumdog Millionaire (2008) gibi zihinlere kazınan filmlerin yönetmenliğini yaparak hayranlığımı kazanan Danny Boyle bu filmde de sebep-sonuç ilişkilerinde mantık hatası yapmadan, gerçekle hayal arasındaki geçişleri kafa karıştırmadan görsele dökerek, oyuncuların en ufak yüz ifadelerini bile anlamlandırarak uzun süre akıllarda kalacak, seyredenleri üzmeyecek bir film ortaya çıkarmış.
Bu filmi gizemli bir suç filmi olarak nitelendirebiliriz. Konuyu fazla açık vermeden özetleyecek olursak; başrolümüzdeki Simon (James McAvoy) çok değerli tabloların satıldığı bir galeride açık arttırmacı olarak çalışmaktadır. Rembrandt'ın çok ünlü bir tablosu 21 milyon dolara satılmak üzereyken planlanmış olan büyük bir soygunda başına gelen bir darbe sonucu komaya girer. Kendine gelip taburcu edildiğinde evinin didik didik aranmış olduğunu farkeder. Çok süre geçmeden soyguncular kapısını çalacaktır. Ciddi bir hafıza kaybı sebebiyle neden bu duruma düştüğünü anlayamayan Simon resmin ne galeride ne de soyguncuların elinde olmadığını ve bu durumdan sorumlu tutulan kişinin de kendisi olduğunu öğrenince çok şaşırır. Soyguncuların zorlamasıyla bir hipnoterapiste götürülerek soygun sırasında resmi nereye kaçırdığını ve neden bunu yaptığını öğrenmek üzere hipnotize edilir...
Emin olun bu özette filmin ilk on dakikası dışında hiç açık vermedim ve esas film bundan sonra başlıyor. Bu film bir nevi "suçlu kim?" filmi ve kesinlikle gidişatı ve sonu kestirmek mümkün değil. İki erkek başrolün yanı sıra hipnoterapist Elizabeth rolündeki Rosario Dawson'ın da harika bir seçim olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.
Filmin diğer başrolünde de "hipnoz" olduğunu söylemek mümkün. Hipnoza ilgisi olan biri olarak söylemeliyim ki film hipnoz konusunu gerçeğe oldukça yakın bir biçimde ele almış ve bu şekilde çok ilgi çekici olmuş.
Bence ben daha fazla ayrıntı vermeden siz bu filmi bir yerlerden bulun ve izleyin! İyi seyirler :))
6 Eylül 2013 Cuma
The Iceman-Katil (2012)
The Iceman-Katil (2012)'e benden 7/10 puan.
Bu film 1935-2006 yılları arasında yaşamış olan, beş farklı mafya ailesi için para karşılığı adam öldüren, yüzden fazla kişiyi katletmiş olabileceği tahmin edilen Richard Leonard Kuklinski'nin gerçek yaşam öyküsünü anlatan ilginç bir film.
Mutlu bir aile hayatı olan Kuklinski 1986 yılında tutuklandığında ne eşinin ne de iki kızının işlediği suçlarla ilgili en ufak bir ipucuna sahip olmaması izlemeye değer ve ilgi çekici bir karakterle karşı karşıya olduğumuzu düşündürüyor.
Daha önce Tigerland (2000), Pearl Harbor (2001), Vanilla Sky (2001), 8 Mile (2002), Mud (2012), Man of Steel (2013) gibi ünlü yapımlarda daha çok yan rollerde izlediğimiz Michael Shannon'ın başrolünü olması gerektiği gibi canlandırdığını düşünüyorum. Beni esas mutlu eden ise uzun zamandır (2000 yılından beri) başarılı performansına özlem çektiğim Winona Ryder'ı izlemek oldu. Saf, kaliteli ve sevgi dolu eşi çok inandırıcı bir biçimde canlandırmış. Umarım Ryder'ı başka başarılı yapımlarda da görmeye devam ederiz. Beetle Juice (1988), Edward Scissorhands (1990), The age of Innocence (1993), Reality Bites (1994), How to make an American Quilt (1995), The Crucible (1996), Girl, Interrupted (1999) gibi muhteşem klasiklerdeki güzel yüzü, zarif vücudu ve empatik oyunculuğuyla 90'lı yıllara damgasını vuran Ryder o kadar film ve geçen yıllardan sonra şu anda hala sadece 42 yaşında ve önünde sinemaya verebileceği daha çok yıllar var gibi görünüyor. Güzelliğinden de hiçbirşey kaybetmediğini de söylemeden geçmemeliyim...
Sonuçta soğuk katil Kuklinski'nin biyografisini merak edenler çekilmiş birçok belgesel ve yazılmış kitaptan gerçeklere daha ayrıntılı ve daha doğru olarak ulaşabilirler. Fakat senaryolaştırılırken gerçek hayat hikayesinden bazı yönleriyle uzaklaşıldığı söylenen bu filmin özellikle mafya filmi severleri mutlu edeceğini düşünüyorum.
Bu kadar fazla sayıda ağır suç işlemiş olan Kuklinski'nin aile bütünlüğü ve huzuruna verdiği değer iyiliğin nerede bitip kötülüğün nasıl başladığını sorgulamamıza neden oluyor.
Aile ve evdeki huzurla ilgili söylenmiş bazı güzel sözler;
Aile ve evdeki huzurla ilgili söylenmiş bazı güzel sözler;
“The homemaker has the ultimate career. All other careers exist for one purpose only - and that is to support the ultimate career. ”
― C.S. Lewis
“Parents were the only ones obligated to love you; from the rest of the world you had to earn it.”
― Ann Brashares
"What can you do to promote world peace? Go home and love your family. "
― Mother Teresa
Çok fazla uzun film deneyimi olmayan Ariel Vromen tarafından başarıyla yönetilen bu film akılda kalan güzel oyuncuklar ve karanlık ama merak uyandıran hikaye ile izlenmeye değer. İyi seyirler...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

























