Hürriyet; gündeme dair cesur bir projeyle karşımızda. TBWA\ISTANBUL'un hazırladığı proje kısa zamanda oldukça ses getirdi. Din, dil, ırk, cinsiyet ayırt etmeden bireysel özgürlükleri konu alan projenin amacı Türkiye'nin dört bir yanından insanların hürriyetlerini dile getirmeleri ve seslerini duyurmaları...
Bu proje katılımcıların kendi hürriyetlerini anlatmaları için tasarlandı, katılımcılar videolarını oluştururken ilham versin diye de bir film hazırlandı.
Hürriyet, herkesi kendi hürriyet cümlelerini yazmaya ve hürriyet şarkılarını yaratmaya davet etti. Kullanıcılar içinde kendi fotoğraflarının da olduğu hürriyet filmleri yaratabiliyor ve bu filmleri sosyal medyada dilediğince paylaşabiliyor. Ayrıca seçtikleri mesaj ve fotoğraflarından oluşan bannerı hurriyet.com.tr sayfalarında yayınlanıyor. Kısaca proje tamamıyle interaktif bir proje olarak kurgulandı. www.hurriyetbenim.com üzerinden ilham verici videoyu seyredebilir, kendi video ve bannerınızı yaratabilirsiniz.
"Hürriyet Benim" filmi, daha TV’ye çıkmadan viral olarak sosyal medyada gösterildi ve çok kısa sürede yayılarak; sosyal medyada konuşulmaya ve paylaşılmaya başlandı. Kullanıcıların katkılarıyla yapılan klipleri Twitter'dan #hürriyetbenim hashtag'iyle takip edebilirsiniz.
Ben de kendi videomu oluşturdum ve benim için hürriyetin ne demek olduğunu anlattım. İzlemek için;
http://www.hurriyet.com.tr/teknoloji/25091096.asp#092D52DC-86AC-450A-B5B1-94F232BBF5C5
Bir boomads advertorial içeriğidir.
21 Kasım 2013 Perşembe
17 Kasım 2013 Pazar
Prisoners (2013)
Yönetmen: Denis Villeneuve
Senaryo: Aaron Guzikowski
Oyuncular: Hugh Jackman, Jake Gyllenhaal, Viola Davis, Melissa Leo, Maria Bello, Paul Dano, Terrence Howard, David Dastmalchian
Süre: 153 dk
Tür: Gerilim, Dram, Suç
IMDB Puanı: 8.1/10
Rotten Tomatoes Puanı: Eleştirmenler %81, İzleyiciler %88
Prisoners (2013) benden 7.8/10 puan aldı. İlk başından itibaren sürükleyici, merak uyandıran ve karanlık olmasına rağmen kasvet uyandırmayan bir film. Çok kısaca ve en basit haliyle filmi özetlemek gerekirse "çocuk kaçırma" filmi olduğunu söyleyebiliriz. Filmin bu kadar beğenilmesinin en önemli sebeplerinden biri bu kadar basit bir konunun, çok yüksek ihtimalle klişelerle dolu olması gerekirken, tahmin etmesi güç gelişmeler ve ilgi çekici ayrıntılarla süslenmiş olması. Senaryo yazarının birkaç önemli hatasına rağmen (bakalım sizin de dikkatinizi çekecek mi?) "off ne kadar saçma" demeyeceğiniz güzellikte bir hikaye. Sinematografik açıdan çok üst düzeyde ele alarak benzerlerinden çok ayrı bir görsellik içeriyor. Karanlık, yağmur, kar, soğuk hava, renksiz bir mesken ile istenilen atmosfer çok iyi yaratılmış.
16 Ocak 2014'de anons edilmesi beklenen Oscar adaylıkları açısından filmin "en iyi film ve en iyi erkek oyuncu" dallarında aday olmayacağını düşünüyorum fakat Jake Gyllenhaal'ın bu sene bu filmle kesin "en iyi yardımcı erkek oyuncu" dalında ve filmin "en iyi sinematografi" dalında Oscar adaylıkları olacağını hissediyorum.
Hugh Jackman'ı çok çok severim ama oyunculuğunun Jake Gyllenhaal'in çok gerisinde kaldığını söylemem lazım. İki başrol dışındaki yan rollerde özellikle Bob Taylor isimli, çocuk mağazasından sürekli çocuk kıyafetleri satın alan garip adamı oynayan David Dastmalchian çok dikkatimi çekti. İnanılmaz ilginç bir yüz ifadesi var, izlerken dikkat ediniz. Daha önce The Dark Knight (2008)'da oynamış fakat benim dikkatimden kaçmış. İleride başka önemli projelerde yer alacağını düşünüyorum.
Filmlere yorum yazarken spoiler vermemeye çalışıyorum. Fakat ön bilgi olarak bir noktaya daha değinmem gerekiyor. Filmin ismi olan "Prisoners" yani "Tutsaklar" kelimesini zaman zaman filmi izlerken aklınıza getirmenizi öneririm. Olay örgüsünde tahminlerde bulunurken size yardımı olacak. Birşeyler ya da birilerinin somut ve soyut anlamda bizi tutsak haline getirmesinden şikayet ederken, koşullar uygun olduğunda bizim de aynı şeyi yapabileceğimizi düşündüren düşünsel anlamda da dolu bir film. 27 Aralık'ta Türkiye'de vizyonda olacak olan bu filmi kaçırmamanızı öneririm. Ben nerede mi izledim? Sanırım arayan buluyor :) İyi seyirler...
Etiketler:
gerilim,
Hugh Jackman,
Jake Gyllenhaal,
suç
12 Kasım 2013 Salı
The East-Doğu (2013)
Yönetmen: Zal Batmanglij
Senaryo: Zal Batmanglij, Brit Marling
Oyuncular: Brit Marling, Alexander Skarsgård, Ellen Page
Süre: 116 dk
Tür: Aksiyon, Suç, Dram
IMDP Puanı: 6.9/10
Rotten Tomatoes Puanı: Eleştirmenlerden; 75/100, Seyircilerden; 68/100
The East (2013) filmine 6.5/10 puan veriyorum. Konusu ilginç ve merak uyandırıcı, oyuncular başarılı, hikaye akıcı...Filmlerin öyküsünün tıpkı kitaplarda olduğu gibi başı, içindeki süreç ve sonunun önemli bir bütün oluşturması gerektirdiğini düşünüyorum ve bu filmdeki pürüz bence sonu.
Başrolü oluşturan Sarah karakteri özellikle Another Earth (2011) filmindeki oyunculuğuyla beni etkileyen 31 yaşındaki genç oyuncu Brit Marling tarafından canlandırılmış. Sarah özel bir istihbarat firmasında çalışan yetenekli bir ajan ve görevi anarşist bir grubun içine sızarak grubun bir sonraki saldırısının ne olacağını kestirip firmasına para kazandırmak.
Bu anarşist grup aslında humanist ve çevreci... Amaçları çevreye ve insanların sağlığına umarsızca zarar veren şirketleri cezalandırmak. Çok masum fikirlerle yola çıkıp büyük suçlar işliyorlar. Bu grubun başında da True Blood dizisinin karizmatik vampiri İsveçli, 37 yaşındaki aktör Alexander Skarsgård var. Amaçları naif, liderleri de Benji (Skarsgård) olunca, içlerine sızan Sarah'nın aklının karışıp da esas görevini unutmaması mümkün değil tabii ki. Ben şahsen Sarah ve Benji arasındaki çekimden çok hoşlandım ve iki oyuncuyu birbirlerine çok yakıştırdım. Anarşist grubun elemanlarının tuhaf ama çekici ritüelleri, ormanda yaşamaları, aralarındaki kardeşçe ilişkiler epey ilgi uyandırıyor.
Filmin konusu siyasi detaylara rahatlıkla değinebilecek bir konumdayken hiç oralara girmeden daha çok insan ilişkileri üzerinde durarak o kısımları ayrıntılandırıyor. Bu şekilde de uçuk bazı gelişmeler olmasına rağmen beklenmedik bir biçimde inandırıcı olmayı başarıyor. İki başrol oyuncusunun izleyiciye verdiği güzel elektrik dışında Juno (2007)'dan tanıdığımız Ellen Page ve genelde yan rollerde başarıyla oynayarak inandırıcılığı arttıran Toby Kebbel'ın da film üzerinde olumlu etkileri var.
Bir başyapıt olmasa da konu itibariyle sıradışı bir film olduğunu ve özellikle sık film izleyip de araya çeşit katmak isteyenlere önerebileceğimi söylemeliyim. İyi seyirler...
3 Kasım 2013 Pazar
Don Jon-Kalbim Sende (2013)
Yönetmen: Joseph Gordon-Levitt
Senaryo: Joseph Gordon-Levitt
Oyuncular: Joseph Gordon-Levitt, Scarlett Johansson, Julianne Moore
Süre:90 dk
Tür:Komedi>Romantik
Türkiye Gösterim Tarihi:11.10.2013
IMDB puanı:7,3/10
Don Jon (2013) filmine 7,5/10 puan veriyorum. Bir kere başından itibaren ilgi çekiciliğini ve sürükleyiciliğini kaybetmeyen eğlenceli ve komik bir film. Türünde belirtilen "romantik" kısmı geri planda kalıyor. Küçük yaşlardan beri TV dünyasında olan 1981 doğumlu genç yetenek Joseph Gordon-Levitt Hollywood'un yeni gözdelerinden ve benim de çok beğendiğim sevimli bir aktör.
Bu film kendisinin aynı zamanda ilk kez uzun film yönetmenliği yaptığı ve senaryosunu da kendisinin yazdığı her anlamda özel bir film. Her üç işi de çok başarıyla yaptığını düşünüyorum. Hikaye kesinlikle klişe değil ve tahmin etmesi kolay bir akışı yok. Baş kahraman Jon (Gordon-Levitt) renkli bir karakter; ailesine, arkadaşlarına çok değer veren, evde tek başına yaşayan, çok temiz, titiz, gece hayatına da düşkün bir adam. Çapkınlığı ve çok kolay kız tavlamasıyla ünlü. Her hafta farklı bir kadınla birlikte olmasına rağmen çok ileri derecede porno bağımlısı, bunun çok normal olduğunu düşünüyor ama yine de her hafta kiliseye gidip günah çıkartmaktan da kendini alamıyor. Böyle zor bir erkeğin ilk kez aşık olmasını izlemek keyifli fakat işler hiç beklenildiği şekilde ilerlemiyor. Burada karşımıza Barbara (Scarlet Johansson) çıkıyor. Jon'un değişiyle "on numara hatun".
Barbara rolüne Johansson yakışmış fakat çok iyi bir oyunculuk sergilediğini söyleyemeyeceğim, filmdeki tek klişe bu karakter sanırım. Filmin ilerleyen zamanlarında karşımıza çıkan Esther (Julian Moore) ise kesinlikle sıradışı. Moore her anlamda Johanson'un önüne geçmiş. Oynadığı rol de oyunculuğu da çok daha ilgi çekici. Johansson gibi harikulade bir kadının önüne nasıl geçilirmiş bunu ancak filmi izlediğinizde görebilirsiniz sanırım.
Filmde kullanılan müzikler, gece klübünde Jon ve arkadaşlarının kızları gözlerine kestirdiklerindeki yakın çekimler ve efektler çok yaratıcı ve esprili olmuş. Sonuç olarak bu karamsar havalarda evde veya sinemada keyifle izlenecek bir film "Don Jon", görmeyenlere tavsiye ederim. İyi seyirler...
26 Ekim 2013 Cumartesi
Captain Phillips (2013)
Yapım: ABD
Tür: Aksiyon, biyografi
Yönetmen: Paul Greengrass
Senaryo: Billy Ray, Richard Phillips&Stephan Talty ("A Captain's Duty: Somali Pirates, Navy SEALS, and Dangerous Days at Sea" adlı kitaba dayanarak)
Oyuncular: Tom Hanks, Barkhad Abdi, Barkhad Abdirahman
Süre: 134 dk
IMDB puanı: 8.1/10
Rotten Tomatoes puanı: 94/100
Tür: Aksiyon, biyografi
Yönetmen: Paul Greengrass
Senaryo: Billy Ray, Richard Phillips&Stephan Talty ("A Captain's Duty: Somali Pirates, Navy SEALS, and Dangerous Days at Sea" adlı kitaba dayanarak)
Oyuncular: Tom Hanks, Barkhad Abdi, Barkhad Abdirahman
Süre: 134 dk
IMDB puanı: 8.1/10
Rotten Tomatoes puanı: 94/100
Captain Phillips (2013)'e 6,8/10 puan veriyorum. 2009 yılında Somalili korsanlar tarafından kaçırılan ABD bayraklı MV Maersk Alabama isimli kargo gemisinin kaptanı Richard Phillips'in gerçek hikayesi olan bu filme kalite katan en önemli etkenlerden ilki Tom Hanks'in başrolde olması, ikincisi ise yönetmeninin Paul Greengrass olması... Tom Hanks her zamanki gibi çok gerçekçi ve özellikle son on beş dakikadaki performansı kesinlikle tüyler ürpertici. Green Zone-2010, The Bourne Ultimatum-2007, United 93-2006 filmlerinin başarılı yönetmeni Paul Greengrass ise bir geminin kaptan köşkü ve minik bir filikanın içinde geçen klostrofobik olma olasılığı çok yüksek olan sahneleri oyuncuların yüzüne odaklanan hareketli çekimlerle iç sıkıcı olmaktan kurtarmış ve aslında sonu tahmin edilmesi hiç zor olmayan basit konuyu tempoyu hiç düşürmeden beyaz perdeye taşımış görünüyor.
Bu arada Somalili korsanların kaptanı rolündeki Barkhad Abdi'nin de çok başarılı olduğunu vurgulamak gerekiyor. O kadar başarılı ki filmdeki kötü adam olmasına rağmen izleyicinin rolüyle empati kurmasını sağlayarak içinde acıma duygusu bile uyandırıyor.
Fakat film bana kalırsa IMDB'in 8.1/10 puanını haketmiyor. Birçok Hollywood filminde olduğu gibi ABD propagandası yapan, ABD donanmasını, hükümetin yurttaşlarına verdiği değeri devleştiren bazı klişelerle dolu bir yapım. Tabii ki iki yüz yıllık bir süre boyunca hiçbir korsan aktivitesinden yara almayan bir ülkenin ilk kez bir gemisinin kaçırılması karşısındaki tutumunun bir prestij meselesi haline gelmesi ve bunun beyaz perdeye gururla taşınması anlaşılabilir fakat kaptan Phillips'in ölüm kalım savaşı verdiği bir sahnede Somalili korsanlardan en gencine "lütfen ellerinin yukarı kaldır, teslim ol, daha çok küçüksün" demesi çok da inandırıcı gelmiyor açıkçası.
19 Ekim 2013 Cumartesi
Gravity-Yerçekimi (2013)
Gravity (2013)'e 7,5/10 puan veriyorum. IMDB'deki puanı şu anda 8,6/10, rottentomatoes'da ise eleştirmenlerin %97'si, kullanıcıların %88'i tarafından beğenilmiş görünüyor. Gravity bir tıbbi mühendis ile astronotun uzaydaki sıradan bir görevleri sırasında beklenmedik bir kaza sonucu uzay mekiğinden ayrılarak başıboş ve yapayalnız kalmalarını konu eden bir bilim-kurgu-dram filmi. Başrollerde tatlı Sandra Bullock ve bize ellili yaşları sevdiren her daim karizmatik George Clooney var. Görüntü ve ses efektlerinin başarısı sayesinde oyuncuların gerçekten uzayda olduklarının hissini veren teknik açıdan mükemmel bir film. Yönetmen Alfonso Cuaron Top 10 listeme giren "Great Expectations" (1998) ve Harry Potter serisindeki favorim üçüncü film olan "Harry Potter and the Prisoner of Azkaban" (2004) ile alışılmışın dışında, sanatsal ve çok şık filmler çıkardığını farkettiğim ve hayranlık duyduğum bir yönetmen. Bu filmde de bilim-kurgu filmlerde görmeye pek alışık olmadığımız hoş fırça darbeleriyle kendini gösteriyor. Örnek olarak Ryan Stone'un (Bullock) International Space Station (ISS)'e oksijeni bitmek üzereyken kapağı atıp, yorgun ve müteşekkür bir biçimde uzay kıyafetlerinden kurtulduğu ve ana rahmine dönüş pozisyonunda uyuyakaldığı sahnenin tam bir sanat eseri olduğunu söyleyebilirim. Bu film kesinlikle sinemada ve mümkünse 3D olarak izlenmeli, evde izlemeyi planlayanlar bence hiç izlemesin. IMDB'nin 8.7/10 puanını görüp de bu filmi Top 100'deki başka harika filmlerle (The Godfather, Shawshenk Redemption vs) kıyaslayanlara kendimce bir açıklama; bu film senaryo itibariyle kesinlikle diğer ağır top filmlerle kıyaslanmaz, izlediğinizde kulağınızı tırmalayacak bazı Hollywood klişeleri yok değil ve 8.7/10 bence de biraz fazla ama gelmiş geçmiş en iyi uzay filmi olarak tanımlanabilecek derecede başarılı ve görsellik, efektler ve oyunculuklarla bir bütün olarak görülmesi gereken bir yapıt. Ryan (Bullock'un) geçmişiyle ilgili trajik arka plan hikayesi sığ ve zorlama geliyor ama bunlar bu filmin minik dikenleri diyebiliriz. Bence hala sinemlardayken izlenmeli, iyi seyirler...
14 Ekim 2013 Pazartesi
Blue Jasmine-Mavi Yasemin (2013)
Blue Jasmine(2013)'e 8,5/10 puan veriyorum. Woody Allen'ın çok özel bir hayranı değilim ama özellikle son zamanlarda izlediğim Midnight in Paris (2011), Barcelona Barcelona (2008), Match Point (2005) gibi karışık, bazen sapkın ama her zaman ilgi çekici konuları işlediği değerli filmlere bir yenisini eklediğini söylemeliyim. Genel olarak kendisinin oyuncu olarak karşımıza çıkmadığı filmlerini daha çok beğendiğimi de eklemeliyim. Filmde ömrünü New York'da geçirmiş olan ve eşinin (Alec Baldwin) sağladığı çok varlıklı ve ihtişamlı hayatının bir anda alt üst olmasıyla yapayalnız ve beş parasız kalan bir ev hanımı olan Jasmine'in San Francisco'da yaşayan kız kardeşine geçici olarak taşınması konu ediliyor. Maddi gücün insan ilişkilerini nasıl yönlendirebildiğini, kadın-erkek ilişkilerinin pamuk ipliğine bağlı olduğunu ve her an yön değiştirebileceğini, insanların iki yüzlülüğünün ne kadar alışılmış bir durum olduğunu ve özellikle ABD'de yaşayan insanların bir zamanlar zengin ve mutluyken bir anda nasıl sokakta yatıp kalkan "homeless"'lara dönüşebildiğini gösteren acımasız bir film. Başroldeki Cate Blanchett'e eşlik eden Alec Baldwin ve kızkardeşiyle onun sevgilisini canlandıran Sally Hawkins ve Bobby Cannavale tek kelimeyle mükemmeller. Woody Allen'ın yazarlık becerisinin yanında casting kabiliyetinin de çok yüksek olduğu bu filmde bir kez daha kanıtlanıyor. Film dram ama iç kıyan ya da karamsarlığa sürükleyen bir dram değil. Merak dolu, eğlenceli ve Allen'ın birçok filminde olduğunun aksine fazla diyaloglu ve yorucu değil. Filmin rengi ve geçmiş-şimdiki zaman arasındaki geçişleri çok güzel. Film tazeyken izlenmesini öneririm. İyi seyirler...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

































